ISSN 2146-6505 | E-ISSN 2147-1894
Derleme
Laringofarengeal Reflü
1 Department of Otolaryngology-Head and Neck Surgery, Gaziosmanpaşa Taksim Emergency Training and Research Hospital, İstanbul, Turkey  
JAREM 2014; 4: 85-87
DOI: 10.5152/jarem.2014.618
Anahtar Kelimeler: Reflü, laringofarengeal reflü, gastroözofageal reflü, pepsin, safra asidi
Özet

Laringofarengeal reflüsü (LFR) olan olgularda gastrik içerik retrograd geçiş ile üst hava-sindirim kanalına doğru geçerek ekstraözofageal semptomlara yol açar. LFR’nin patofizyolojisi klasik gastroözofageal hastalığın (GFR) patofizyolojisinden farklıdır. Baş ve boyun rahatsızlıkları, ekstraözofageal reflü ile ilişkili mide içeriğine maruz kalmaya bağlı olarak doğrudan mukoza hasarı veya mukosilier klirens üzerine etki sonucu gelişir. Gastroözofageal reflü (GER) ile ilişkili vagal yol aracılığıyla distal özafagus hasarı semptomların ve distal özofageal afferentlerin stimülasyonu aracılığıyla larengeal reflekslerin ortaya çıkmasına yol açar. pH değişiklikleri mukosilier transportu doğrudan etkileyerek mukus vizkositesinde artışa yol açabilir. Mukosilier transporttaki azalmanın enfeksiyona karşı direnci azaltabileceği ve subglotik stenozun patogenezine katkıda bulunabileceği öne sürülmüştür. Çeşitli invazif diagnostik testler LFR’nin ayırıcı tanısında kullanılabilir. Ampirik proton pompa inhibitor (PPİ) tedavisini düzenlemede ve reflü içeriğinin safra asidi ile pepsin açısından değerlendirilmek üzere elde edilmesinde yararlı olabilecek bazı noninvazif yöntemler ve diagnostik amaçlı testler de tanıda yardımcı olabilir. Güncel bilgiler ışığında varolan testler ile LFR tanısının konulması zordur. Laringoskopi, değerlendirenler arasındaki yüksek değişkenlik nedeniyle tedaviye cevabı takipte tek başına güvenilir bir yöntem değildir. LFR açısından uyarıcı semptomları olan olgularda iki aylık bir proton pompa tedavisinin uygulanması belirgin koruyucu bir etki sağlayabilir. Uygulanan diyete ve değiştirilen alışkanlıklara ilaveten günde iki doz PPİ tedavisine cevap dikkatli bir şekilde takip edilip değerlendirilmelidir. Bütün PPİ tedavileri minimum dozda asit supresyonu sağlayarak hastanın semptomlarını kontrol etmek üzere planlanmalıdır. Gelecekte orofarengeal pH’nın izlenmesi ve tükrükte pepsin tayini sonrasında elde edilecek kontrollü datalar tanısı zor olan olgularda bu yöntemlerin rolünü anlamada yardımcı olacaktır. Sonuç olarak, ampirik PPİ tedavisinin plaseboyla karşılaştırıldığında LFR semptomlarında veya laringoskopik bulguların anlamlı düzeyde azaltılmasında faydalı oldugunu gösteren belirgin bir kanıt yoktur. Bu nedenle kulak burun boğaz semptomları olan olguların değerlendirilmesinde PPİ lerinin tedavi veya tanı amaçlı kullanılması tartışmalıdır. Bununla birlikte günümüze kadar yapılan LFR çalışmalarının sonuçlarına dayanarak ve GER hastalığı ile erozif özofajitin tedavisinde elde edilen tecrübeler gözönüne alındığında iki-üç aylık bir PPİ kullanımı ile semptomatik bir iyileşme sağlanabilmektedir. Laringoskopik bulguların güvenilir olmaması nedeniyle tedavi semptomlar üzerinden planlanmalıdır.

Anahtar Kelime
Yazarlar
Tümü
Anket
AVES | Copyright © 2018 Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi | Son Güncelleme: 04.07.2018